Eğitim sistemimiz ve sınavlar

Ülkemizde her yıl SBS Seviye belirleme, ALES Askeri Liseler, ÖSYM ve LYS Üniversite ve lisans yerleştirme sınavları, ALES Akademik personel lisan üstü eğitimi giriş sınavı, TUS tıpta uzmanlık sınavı, YDS yabancı dil bilgisi seviye tespit sınavı, YDUS tıpta yeni dal uzmanlık sınavı, PMYO polis meslek yüksek okulu sınavı, KPSS Kamu personel seçme sınavı gibi sayısız sınav yapılmaktadır.

Hayatımız adeta sınavlara odaklandı. Personel giriş sınavlarında üniversite veya kamu personeli seçme sınavı puanlarının yanında mülakat, sağlık, spor ve bazı kurumların tekrar yaptığı yazılı sınavdan da başarılı olmanız gerekiyor. Çocuklarımız, gençlerimiz hatta yetişkinlerimiz sınavla yatıp, sınavla kalkıyorlar.

Sınavlarda sorulan çoktan seçmeli test soruları ve bu sınavlardan alınan puanlar gerçekten çocukların yeteneklerini ve başarılarını ortaya çıkarıyor mu? Sınavlarda yüksek puan alan adaylar, diğer adaylar veya kişilerden daha mı zeki?

Çocuklarımız ve gençlerimiz okulda, evde, dershane de sürekli test çözmektedir. Sabahtan akşama test. Çoğu rüyasında bile çoktan seçmeli test sorularını çözmeye çalışıyordur. Ekonomik ve maddi durumu iyi olan aileler çocuklarını daha ilkokuldan itibaren özel ders aldırmakta ve dershanelere göndermektedir. Özel öğretmenlere ve dershanelere milyarlarca lira para ödenmektedir.

Özel dersi anladık diyelim. Çocukların sürekli dershanelere gitmesi ve çoktan seçmeli testlerde doğru ve yanlış verdiği cevaplarla başarılarının değerlendirilmesine ne diyeceksiniz. Çocukların ve bireylerin yetenekleri ve başarılılarının testlerle ölçülmesin doğru olmadığı bir gerçek.

Çocuk araştırma yapmış, sporun dallarının birinden lisans almış öykü, kitap yazmış, bir buluş ortaya çıkarmış,  resim yapıyor ressam, müzik aleti çalıyor müzisyen veya bilimsel çalışmasıyla kendini kanıtlamış. Bu çocuklara ve kişilere ek puan verilebilir. Soruların içerikleri de değiştirilip, açık uçlu sorular da sorulursa çocuklarımız sosyal etkinliklere yönlendirilmiş olur. Böylece çocuklarımız sınav stresinden, kaygısından biraz uzaklaşmış ve sınavların sadece test soruları olmadığını anlayıp kendilerini geliştirmek için gerekli gayreti gösterirler.

Çoktan seçmeli testler çocukların zekâlarını geliştiriyor mu? Hayır. Milli eğitim bakanı Sayın Nabi Avcı seviye belirleme sınavlarının içeriğinin değiştirileceğini açık uçlu sorular sorulacağını ve öğrencilerin performanslarının sosyal, spor etkinlikleri ve akademik çalışmalarının değerlendirileceğini açıkladı. YÖK ve üniversitelerinde bu konuda çalışma yapmaları gerekir.

Çocuklarımız ve gençlerimiz sürekli test çözmektedir.  Ekonomik durumu iyi olan veliler çocuklarına her türlü imkânı sunabilmektedir. Parası olan velilerin çocukları başarı yönünden daima diğer çocukların önünde gitmektedir. Çocukları düşük puan alsalar bile özel üniversitelere göndermektetir.

Para var, imkân var. Para olunca tıp ta, mühendislikte, siyasal bilgilerde, hukukta, işletmede istediğiniz bölümde okutabilirsiniz. Hatta yurt dışına gönderirsiniz. Yeter ki paranız olsun. Siz paradan haber verin. Devlet üniversitelerinin 30, 80 puan veya daha fazla düşük üniversite ve LYS puanıyla özel üniversitelere girmeniz mümkün.

Sınavlarda sorulan test sorularının çoğu günlük hayatımızda bir işe yaramamaktadır. Sınav soruları ve testler yaşadığımız çağa uygun olmalıdır. Sınav soruları hazırlanırken derslerin müfredat konuları kısaltılabilir veya hayatımızda pek önemi olmayan konulardan ayrıntılara girilmeden genel test soruları sorulabilir.

Öğrenci seçme, yerleştirme ve bütün sınavlarda adayların ilgi, yetenek ve zekâlarını ölçmeye yönelik açık uçlu test soruları ve içinde yaşadığımız çağın gereklerine ve ihtiyaçlarına uygun hazırlandığında çocukların ve adayların sosyal ve bilimsel etkinliklerde  ( resim, müzik, tiyatro, bilgisayar, araştırma, buluş vb. ) yetenek ve başarılarına da ek puan verildiğinde sınavlara gösterilen tepkiler büyük ölçüde azalacak, adaylar,  bireyler sosyal etkinliklere yönelecektir. Bu ülkemizin gelişmesini ve ilerlemesini sağlayacaktır.

Ülkemizin altı temel eğitim sorunu bulunmaktadır.

1-Eğitimcilerin kariyeri ve değeri

2-Eğitimde kalite ve disiplin eksikliği

3-Diploma ve sınıf geçme yönetmeliği

4-Eğitim sisteminin test odaklı olması

5-Eğitimde fırsat eşitliği sorunu

6-Okul binalarının yapımı,  onarımı ve bakımının yerel yönetimlere devri.

Bu altı temel sorunu çözdüğümüzde eğitimdeki diğer sorunlar kendiliğinden kolayca çözülecektir.

Milli eğitim bakanı ve Yüksek öğretim kurulu başkanı (YÖK) eğitim sistemimizdeki sorunların çözülmesi için yapılacak değişiklikleri medyayla paylaşarak kamuoyunu bilgilendirmektedir.

“Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, sınav biçiminin değişeceğini açıkladı: Öğrencilerin ders dışı başarıları puana etki edecek.”

“MİLLİ Eğitim Bakanı Nabi Avcı, SBS’ de sınav biçiminin, test tekniğinin değişeceğini, öğrencilerin ders dışı başarıları, sportif ve sanatsal etkinliklerdeki performanslarının da puana etki edeceğini bildirdi…

Mevcut uygulamadaki SBS’nin kendi içinde adaletli olduğunu vurgulayan Avcı, “Şimdi çocukların dört yıl boyunca ortaokulda aldıkları, alacakları eğitimi bir kenara itmeyen, o eğitimdeki başarıların, performansın da değerlendirildiği, hatta sadece onların değil, çocukların ders dışı birtakım etkinliklerde, sportif, sanatsal etkinliklerdeki başarılarını, ilgilerini de hesaba katan, onları da değerlendiren, böylece onları bu ilgi, yetenek, becerilerine göre uygun mecralara, uygun okullara yönlendirmemizi sağlayacak bir düzenleme yapabilir miyiz, bunun üzerinde çalışıyoruz. Ama bu, bugünden yarına gerçekleştirilebilecek bir çalışma değil” dedi.

AVCI, okul türlerinin azaltılmasına ilişkin aldıkları ilke kararına işaret ederek, “Bütün liselerimiz Anadolu lisesi statüsüne getiriliyor. Dolayısıyla, her çocuğumuz kendisine en yakın yerleşim biriminde, her yerleşim yerinde çocuklarımız kendilerine yakın bir Anadolu lisesi bulma şansına sahip olacaklar” ifadesini kullandı.”

İlköğretimde okuma yazma bilmeyen, dersine çalışmayan, dersleri ve öğretmenleri ciddiye almayan, nasıl olsa sınıfı geçeceğim diyen öğrenciler ve eğitim sisteminden ülkesini seven, çalışkan ve sorumluk sahibi kişiler olması beklenebilir mi?

Temel eğitim 12 sene oldu. Liselerde temel eğitime dâhil edildi. Liselerde ilköğretim okullarının durumuna düşecek. Liselerde sınıfta kalmak zorlaştırılacak ve tamamen kaldırılacak.

Başarısız öğrencilere diploma verilmemeli. Temel eğitimi tamamladığına dair bir belge verilmeli, diploma alabilmesi için açık öğretim sınavlarına girmesi ve başarısız olduğu derslerden geçer not aldığında ilköğretim diploması verilmelidir.

Diploma ve sınıf geçme yönetmeliği bu şekilde düzenlenirse öğrenciler zorunlu olarak derslere çalışacaklar.

Eğitimde fırsat eşitsizliğini önlemek için öğrencilere verilen kredi ve burs sayısı ve miktarının arttırılması gerekir. Böylece yurt dışına giden beyin göçü de önlenebilir.

Ailede bir kişi çalışıp maaş alıyorsa veya ailede bir kişi emekli maaşı alıyorsa, öğrencilerin burs alması imkânsız.

Hükümetimizin yukarıda belirttiğimiz eğitim sorunları üzerinde çalışma yaptığını biliyoruz. Bu iktidar eğitim sorunlarını çözerse, burslar ve kredilerin sayısı ve miktarı arttırılırsa milletimizin, çocuklarımızın, gençlerin sevgi ve takdirini kazanacak ve unutulmayacaktır.

Okul fobisi

Okul fobisi; okula yeni başlayan ve ara sınıflarda ortaya çıkan fobi olmak üzere ikiye ayrılıyor.

  • Çocuğunuz sabahları mide ve baş ağrılarından yakınıyorsa nedeni ‘okul fobisi’ olabilir.
  • Baş ve karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi belirtilere dikkat

Acıbadem Eskişehir Hastanesi’nden psikolog Yelda Öğe, okul fobisinin; okula yeni başlayan çocuklarda görülen fobi ve ara sınıflarda ortaya çıkan fobi olmak üzere ikiyi ayrıldığını söyledi. Bu fobinin okul kavramına ya da okul binasına karşı geliştirilmiş bir korku değil, okuldaki ilişkiler, uygulamalar ve yaşantılar sonucunda oluşmuş bir korku olduğuna dikkat çeken psikolog Öge, okul fobisinin

belirtisi olarak şunları sıraladı:

  • Heves ve enerji kaybı.
  • Alıngan ve sinirli olmak,
  • iştahsızlık,
  • uykuda huzursuzluk.
  • Ortada bir neden yokken gözyaşlarına boğulmak.
  • Baş ve karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi belirtilerde artış. 

BAZI ÇOCUKLAR OKUL FOBİSİNİ BİR HAFTADA, BAZILARI 1-2 AYDA YENER

Okula yeni başlayan çocuklarda görülen fobinin bazı çocuklarda okul hazırlıkları yapılırken ortaya çıktığını kaydeden Öge, çocuğun annesinin elinden tutarak ayrılmak istemeyeceğini, sınıfta kendisiyle birlikte kalmasını isteyeceğini vurguladı. Annenin bu süreçte çocuğu bırakıp sınıftan çıkması halinde, çocuğun kaskatı kesilerek çığlık atıp ağlamaya başlayacağını vurgulayan Öge, bazı çocukların bu korkuyu ilk hafta yenerken bazılarının bir iki ayda ancak yenebileceğini dile getirdi.

SABAHLARI KARIN VE BAŞ AĞRILARINDAN YAKINIR

Ara sınıflarda ortaya çıkan okul fobisinde o güne kadar okulunu seven, derslerinde başarılı olan çocukta isteksizlik oluştuğunu, sabahları karın ve baş ağrılarından yakınacağını belirten Öge, şöyle dedi: “Anneye ‘bugün okula gitmesem olmaz mı’ demeye başlar. Evde kalınca, hiçbir şey olmamış gibi oynar, derslerine bile çalışır. Ancak ertesi sabah okula gitme isteksizliği yeniden başlar. Öğretmenden çekindiğini, kırık not almaktan korktuğunu ya da arkadaşlarının kendisine sataştığını ileri sürer, ağlayarak okula gider. Öğretmen çocukta hiçbir değişiklik sezmez. Çalışkandır, ilgilidir ve evdeki tedirginliği okulda göstermez. Ama okul dönüşünde ertesi günü düşünerek kaygılanmaya başlar.”

Okul fobisi yle baş etmenin yolları olduğunu aktaran Öge, bunun en başında ise ikili diyaloğun geldiğini kaydetti. Öge, şunları kaydetti: “Fiziksel yakınmaları varsa doktora götürün. Okulu ziyaret edin. Korkuları hakkında konuşmaya teşvik edin. Onu yatıştırmaya çalışın. Gün boyunca nerelerde olabileceğinizi, okulda acil bir durum olduğunda onunla kimin ilgileneceği anlatın. Okula düzenli gitmesi konusunda kararlı, ısrarcı olun. Gitmeme konusunda ödün vermeyin. Evde, okulda başka ayrıcalıklar vermek gibi ödüller sunun. Sorunla başa çıkamıyorsanız uzman yardımı alın.”

CİHAN

Merhaba dünya!

WordPress’e hoş geldiniz. Bu sizin ilk yazınız. Bu yazıyı düzenleyin ya da silin. Sonra blog dünyasına adım atın!